Kayıtlar

cumartesi klasikleri ve keşifler

Resim
 cumartesiler benim organik pazar günüm. yürüyerek 45 dakikada varıyorum. bugün az sayıda tezgah açıktı hava şartlarından dolayı. biraz salatalık malzeme ve sarımsak alıp bomontiada'ya gittim. hem bi kahve içerim dedim hem de açılış aşamasını bildiğim kore mutfağına bi uğrarım diye.                                         acı tatlı soslu tavuk parçaları  ve yanında bir kadeh shiluh beyaz. tavuklar leziz, şarap gayet güzeldi. çalışanlar ilgili ve güler yüzlü, servis gayet güzeldi. ben sevdim Seoul Kitchen'ı; pazara gittiğim zaman uğrarım artık bir kadeh shiluh içmek için bile olsa, çünkü bu şarap markasını uzun zamandır biliyor ve takip ediyorum.  bomontiada'yı biliyorsunuz, kahvecisi, biracısı (popülist), ara güler müzesi, meyhanesi kiva ile şehrin göbeğinde adıyla müsemma bir ada; bir çok tercihe cevap verebilen bir kompleks. tabii ki ferit abinin:)))  mekan çok ...

hem istanbulu sevmek hem başka bir ülkeyi özlemek

 evet, tam başlığı attığım gibi; portekizdeki yaşamımı özledim. trafik yok, korna sesi yok, sokaklar tertemiz, kaldırımlar geniş, motor trafiği yok denecek kadar az ve kaldırımdan giden görmedim, gece de gündüz de güvenilir, kadrolu dilenciler var evet kontinentin önünde oluyorlar öğle ve akşam saatlerinde, sabah erken  ana caddedeler; neredeyse selamlaşacak kadar tanıdık birbirimizi, şarap ucuz kahve de ucuz, evet çoğu yerde bir espresso bir kadeh şaraptan pahalı, o da şöyle kahve en pahalısı 1 euro şarap ise hala 70-90 cent arasında kafenin müşteri seçimine bağlı. kasapta ingilizce bilen adam yok ama gerek de yok, etleri tanıyorum:) ikinci el mağazada çalışan kamila çok tatlı bir genç kadın, sinyora olga ve kızı paula çok güzel kekler, nefis omletler yapıyorlar, öğle yemeklerinde bazan anlaşamıyoruz, kimiz zaman çok yağlı oluyor etler, ondan anlaşamıyoruz işte ama o kadarı kadı kızında da olur be deyip a.nın tabağına sarkıyorum. mutlulukla paylaşıyor yemeğini benimle. kaldığ...

istanbulda yaşamak

Resim
istanbulda yaşamak sürprizli ve her zaman yeniliğe açık. evden bi kahve içeyim diye çıktığınız zaman bile sürekli yeni açılan bir yeri keşfetmek aslında bir istanbul normali. bugün mesela evime yakın kanyon'a gittiğimde dışarıdan daha renkleri ile bir patisserie dikkatimi çekti, aaaaa yeni burası deyip girdim içeriye. evet, yeni; patisserie de pera. çok şık, önce bunu söylemeliyim. aralık ayında açılmış ve evet pera palace otel'in patisserie'si. şehrin bu tarafına açılmak istemişler, iyi yapmışlar.  kahveler nefis, pastalar daha nefis! ve uyarayım sizi pastaları bir kişi bitirmek zor, ben bitiremedim. paylaşmak iyi fikir. ekip çok iyi, kahve siparişi alınırken süt tercihiniz soruluyor. benim laktoz vb. seçimim yok; düz latte ya da espresso.  latte pastayla iyi olur diye düşünüp söyledim. fincana ayrı bayıldım. valla ne diyeyim, önce pasta & kahve yapın sonra benim gibi bir espresso yuvarlayın ve  ıslık çala çala çıkın mekandan:)))  oradan çıkınca remzi kitabevi'n...

portekizde yaşam notlarına devam

      her zaman yemek içmek ve gezmek ile geçmiyor hayatımız tabii ki. antonio, kısaca a., dizinden ameliyat oldu. tabii bu süreç öncesi iki hafta raporluydu ve üç kez hastaneye gittik.  böyle dan diye girdim konuya ama kafamdan geçen cümleleri yazıya dökmezsem rahatlayamıyorum. sorun yok, ameliyat olduğunda yanındaydım. sonraki iki günde de ama sonra zaten planlı dönüşüm vardı, bünyesi bir ayı gibi sağlam olan a. yı bırakıp döndüm. daha ilk günden koltuk değneklerini kabul etmeyip yürümeye başlayan adama ayı lakabını ben daha önceden takmıştım zaten de ama tescilli ayı oldun deyip gülüyordum.  tabii hastane günlerinde portekizin özel hastanesini de görmüş oldum.  en başa sarayım, eve çıkarken bi'gün koca ayağını yarım basmış merdivene bi çık sesi duydu ah etti ama ilk sıcaklıkla çok durmadı üstünde. sonrası şiş bir diz ve ağrılı günler. hadi hastaneden randevu alındı ( şirketi özel bir hastane ile anlaşmalı) gittik. doktor bakar bakmaz menisküs demiş ama s...

portekizde günlük yaşam

    portekiz'de günlük yaşamın benim için önemli ve dikkat çeken yönlerinden biri, sosyal hayatın geniş kesimlere açık ve ulaşılabilir olması. burada aileler, farklı gelir gruplarından olsalar da, dışarıda vakit geçirmeyi, kahve içmeyi ya da basit ama leziz bir yemek yemeyi doğal bir rutin haline getirebiliyor.  bu, günlük harcamaların insanları zorlamamasından kaynaklanıyor; küçük keyifler bütçeyi sarsmıyor, dolayısıyla sosyal etkileşim daha sık ve daha doğal akıyor. örneğin aveiro, braga, figueira da foz, águeda ve gaia gibi şehirlerde sıradan bir kafede kahve fiyatları 80 centten başlıyor. en pahalı mekanlarda bile bir fincan kahve genellikle 5 euro'yu aşmıyor. istanbulla kıyaslandığında bu fark oldukça belirgin: benzer kalitede bir kahve burada  100-200 tl ve üzeri olabiliyor. bu fiyat farkı, günlük sosyal ritüelleri dönüştürüyor; portekizde kahve molası ya da dışarıda yemek, lüks değil, sıradan bir paylaşım alanı haline geliyor. bu şehirlerin bir diğer ortak öze...

as as bayrakları as! şifre sorununu çözdüm portekiz yazısına giriş

şifremi unutmuşum, sonunda çözdüm şifre sorununu. en son temmuzda yazmışım bloga, ondan sonra tam bir sessizlik çökmüş. ağustos ayı mı? valla hiç hatırlamıyorum, sanki o ay hiç yaşanmamış gibi. ne yaptığımı anlamak için diğer sosyal medya hesaplarımı karıştırmam lazım herhalde, yoksa kayıp bir ay olarak kalacak tarihte :) ekimde ise portekiz’e uçtum, onu net hatırlıyorum, 9 hafta kaldım orada, evime döneli de 19 gün oldu. şimdi size o 9 haftayı anlatacağım biraz ama sakın teknik, didaktik bir gezi rehberi beklemeyin. yok öyle “aveiro’nun tarihi şu, kanal sistemi böyle” falan. biz daha çok yediklerimizle, içtiklerimizle, gezdiğimiz köşelerle meşgulüz. bu sefer aveiro’nun tam merkezinde bir ev tuttuk. ev dediysem 1+0. güzin’e “bu tip evlerin adı ne oluyor?” diye sorduğumda “stüdyo daire” dedi. ama rahattı valla, üç günde bir temizliği yapılıyor,  çarşafı havlusu değiştiriliyordu. tek eksiği bir oda dahaydı tek odada yaşamak biraz zorluyor beni, tv ve büyük bir deri koltuk olmasına ra...

serin başkaldırı: yaz tatiline meydan okuyan yolculuk

  yaz tatili denince aklınıza ne geliyor? sıcaktan bunalmış kalabalıklar, üç yıldızlı/yıldızsız otellerde konforsuz geceler, sahilde bağıra çağıra koşuşturan çocuklar ve kumu üstünüze sıçratan tatilciler mi? valla, ben bu klişelerden sıkıldım! yirmili yaşlarımdan kırklı yaşlarıma kadar sahillerde geçirdiğim sayısız yaz tatilinden sonra, bir bayram tatilinde (emekli olmamıştım henüz) bodrum’un küçücük limanında, güneşin altında gümrük kuyruğunda terlerken kendime sordum: “neden bu eziyeti çekiyorum ki?” o an, yaz tatili anlayışımı tamamen değiştirdim. iklim krizinin kavurucu gerçekliği bir yana, artık sahillerin kaosu, kalabalığı ve sıcağı bana hitap etmiyor. zamanımı özgürce kullanabileceğim bir hayat kurdum; ekonomik altyapımı hazırladıktan sonra istediğim zaman, istediğim yere gidebilecek özgürlüğüm var. çok büyük bir servetim olmasa da, zamanım var ve bu bana yetiyor! artık yazları sıcak destinasyonlara veda ettim. bu yaz, serin bir coğrafyada, yağmurun hafif çiselediği sokaklar...