as as bayrakları as! şifre sorununu çözdüm portekiz yazısına giriş

şifremi unutmuşum, sonunda çözdüm şifre sorununu. en son temmuzda yazmışım bloga, ondan sonra tam bir sessizlik çökmüş. ağustos ayı mı? valla hiç hatırlamıyorum, sanki o ay hiç yaşanmamış gibi. ne yaptığımı anlamak için diğer sosyal medya hesaplarımı karıştırmam lazım herhalde, yoksa kayıp bir ay olarak kalacak tarihte :)
ekimde ise portekiz’e uçtum, onu net hatırlıyorum, 9 hafta kaldım orada, evime döneli de 19 gün oldu. şimdi size o 9 haftayı anlatacağım biraz ama sakın teknik, didaktik bir gezi rehberi beklemeyin. yok öyle “aveiro’nun tarihi şu, kanal sistemi böyle” falan. biz daha çok yediklerimizle, içtiklerimizle, gezdiğimiz köşelerle meşgulüz.
bu sefer aveiro’nun tam merkezinde bir ev tuttuk. ev dediysem 1+0. güzin’e “bu tip evlerin adı ne oluyor?” diye sorduğumda “stüdyo daire” dedi. ama rahattı valla, üç günde bir temizliği yapılıyor,  çarşafı havlusu değiştiriliyordu. tek eksiği bir oda dahaydı tek odada yaşamak biraz zorluyor beni, tv ve büyük bir deri koltuk olmasına rağmen. bu arada hep kitchen tv izledim. yemek izleyip / dinleyerek dil öğrenmek güzel. tabii izlerken acıkıp mutfağa koşmak gibi eksileri de olmuyor değil. zaten kilo alıp döndüm ya, boşver hiç açmayayım o konuyu. 
bu evin en büyük artısı tren istasyonuna 5 dakika yürüme mesafesinde olmasıydı. hem de emlakçı 5 dakikası değil, gerçek 5 dakika! sayesinde uzak şehirlere günübirlik gidip, gece yarısı trenle dönebiliyorduk. geçen yaz ki evimiz köydeydi ya, son tren akşam 10 gibi kalkıyordu; o yüzden hep yakın yerlere gidiyorduk. bu sefer özgürüz diye lizbon, faro, guarda gibi daha büyük ve uzak şehirlere daldık.
lizbon’a ikinci gidişim oldu ama iyi ki olmuş; bu kez tren istasyonunu ve çevresini de gördüm. biraz dolaştık, bir şeyler yedik ama fiyatlar hoop diye ikiye katlanıyor orada, bunu çok net anladık. normalde portekiz’de istasyon barında şarap kadehi en fazla 1-1.5 euro’yken, lizbon’da 2.5 euro’ydu! yani başkent turistik diye epeyi pahalı, haberiniz olsun. o parayla marketten gayet güzel bir şişe şarap alıp keyif yaparsınız.
neyse, faro’ya gelelim; algarve’nin limanlı büyük şehri, denizin kokusu burnunuzda. biz de turistlerin değil, lokal halkın takıldığı bir lokantaya girdik; masalar dolu, gürültü hoş, fiyatlar makul. ben lombo dedim (domuz bonfile ızgara, algarve usulü sulu ve baharatlı), antonio ise pescoço de frango guisado istedi – yani tavuk boynu yahnisi; domates sosunda taşlıklarla birlikte yavaş yavaş pişmiş, yumuşacık ve aroması döktüren bir miúdos klasiği. üstüne kahveleri yuvarlayıp faroyu hızlıca gezdik. sonra dedelerin petiscosunu bulup brancoları yuvarlayıp trene yetiştik. 
****
yazı epeyi uzun oldu, siz okurken ben medya turu yapayım. sonra zulmira hanımın lokantasını, portekizde günlük yaşamı, iki yıldır değişmeyen menüleri anlatayım size. 
*** 
günaydın ahali 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

serin başkaldırı: yaz tatiline meydan okuyan yolculuk

ranchero; şehrin meksikalısı

Hem Damağınıza Hem Dimağınıza Hitap Eden Tavsiyeler