Kayıtlar

Mayıs, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Beyoğlu’nun Arka Yakası: 1986’nın İstanbul’unda Bir Gece Macerası

1986 yılı… Liseye yeni başladığım o günlerde, İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nda geçen Beyoğlu’nun Arka Yakası ’nı izlemek, adeta bir zaman kapsülüne binip geçmişe dönmek gibi. Şerif Gören’in yönetmenliğinde çekilen bu film, İstanbul’un tekinsiz ama bir o kadar da büyüleyici arka sokaklarında geçen çılgın bir geceyi anlatıyor. Başrolde Tarık Akan, Oya Aydoğan ve Erdal Özyağcılar gibi Türk sinemasının dev isimleri var; tam bir yıldızlar geçidi! Film, bize sadece bir hikâye sunmuyor, 80’lerin İstanbul’unun ruhunu, o kaotik ve renkli dünyasını hissettiriyor. Bütün o şarkılar, gazete manşetleri, sokaklardaki konuşma şekilleri… Çoğunu sanki dün gibi hatırlıyorum, çünkü o zamanlar da da hevesli bir gazete okuruydum. Bu film, benim yaşlarımda olanlar için tam bir zaman tüneli. Filmin ana kahramanı Haydar Rıza, sıradan bir memur. Maaşını aldığı gün karısıyla tartışıp kendini Beyoğlu’nun arka sokaklarına atıyor. İşte o an, film bizi İstanbul’un gece hayatının gölgeli yüzüne çekiyor. Pavyonlar, meyh...

Hem Damağınıza Hem Dimağınıza Hitap Eden Tavsiyeler

Resim
Bugün size harika tavsiyelerle dolu bir yazı hazırladım. İlk olarak, kuaför önerimle başlayalım: Biliyorsunuz, semtinizden çıkmadan iyi bir kuaför bulmak adeta bir lüks. Hele ki bu kuaförde yılların deneyimli ismi Meral Hanım varsa, değmeyin keyfime! Ben kuaför konusunda biraz titizim, hatta itiraf edeyim, epey şüpheciyim. Manikür-pedikür gibi işlemlerde o “zızzıt zızzıt” ses çıkaran makinelerin tırnaklarımın kenarlarını fazla kurcalamasından hoşlanmıyorum. Hem sağlık açısından da çok içime sinmiyor bu tarz işlemler. Bir de, genç ve yeni kuaförlerden biraz kaçarım. Neden mi? Çünkü saçlarım tam bir meydan okuma! Gür, kalın telli ve özellikle boya gibi işlemler için ehil eller şart. Yeni başlayan biri, inanın saçımı yıkarken bile zorlanır, o derece! Ben kuaförde beni tanıyan, ne istediğimi birkaç ziyaretten sonra öğrenen ve işine zaman ayıran birini arıyorum. İşte tam da bu yüzden Meral Hanım’la tanıştığımda “Tamam, bu iş oldu!” dedim. Taksim’deki harika kuaförüme gitmekten yorulunca sem...

Bir Festival Filmi; Tereddüt Çizgisi

Resim
Son zamanlarda Netflix’le aram pek iyi değil, söyleyeyim. Hani açıyorsun, bir hevesle “Bugün ne izlesem?” diyorsun, ama karşılaştığın manzara hep aynı: birbirinin kopyası diziler, “Bu film nasıl çekilmiş?” dedirten vasat yapımlar ve ne idüğü belirsiz programlar. Şef mi tanıtıyor, belgesel mi, yoksa sadece boş muhabbet mi dönüyor, çözemediğim yemek programları. Dün akşam da yine bu sıkıcı döngüye yakalandım ve “Yeter!” deyip Netflix’i kapattım. Sonra aklıma düştü: Herkes Mubi’den bahsediyor, şu Mubi’ye bir bakayım dedim. Açtım, daha beş dakika geçmeden kendimi üyelik alırken buldum! Neden mi? Çünkü 40 liraya kampanya yapmışlar, arkadaşlar! Hadi itiraf edeyim, markette 40 liraya bisküvi bile zor buluruz, bu fiyata sinema keyfi kaçmaz dedim ve hoop, Mubi’li oldum.   Mubi’ye üye olur olmaz, hemen film kataloğunda arayışa başladım. Hızlı hızlı gezinirken güzel bir şeyler bulayım dedim. Aslında bu film seçme işinde biraz da sabah ritüellerimden destek alıyorum. Her sabah kahvemi içerken ...