Kayıtlar

Haziran, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Emekli Günlükleri: Sokaklar, Filmler ve 140’lık Bira

  emeklilik demek, istediğin saatte uyanmak demek; o gün programın yoksa, canın ne isterse onu o an yapmak demek. herkes bana “neden erken uyanıyorsun ki?” diye soruyor. oysa ben istediğim saatte uyanmaktan öyle mutluyum ki! hangi saat olduğu umurumda değil. bazen ezanla bile uyanıyorum, bakıyorum uyku tutmuyor, bir kahve yapıp laptopu yatağıma taşıyorum, sosyal medyada dolanıyorum. sabah kuşlar resmen kıyamet koparıyor, sanırım seslerini sonuna kadar açıyorlar!  neyse, demem o ki, ben istediğim saatte uyanıyorum. bu bana erken gelmiyor, size erken çünkü siz iş için uyanıyorsunuz. ben de yıllarca iş için kalktım, ama artık vücudum uykusunu aldığı için, ben istediğim için o saatte ayaktayım. her sabah 7 gibi uyanıyorum, elimde kahve, radyo eksen’de gülşah güray’ın nefis programıyla güne başlıyorum. gazete sayfalarını karıştırıp #medya turumu tamamlıyorum, sonra duş, ikinci kahve ve kendimi sokağa atıyorum. bazen bir avm’ye dalıyorum, bazen galeride sanat muhabbeti, bazen vitrin...

Ken Loach’un The Old Oak’u: Gerçekçi Ama Biraz Tökezleyen Bir Hikâye

  Ken Loach’un The Old Oak filmini izledim ve açıkçası, Loach’a sevgim her zamanki gibi baki. Ama bu sefer, filmde Suriyeli karakterlere biraz torpil geçtiğini düşünmeden edemedim. Özellikle başroldeki Yara’nın bazı davranışları, hem hikâyenin gerçekçiliğini zedeliyor hem de izleyiciyi rahatsız edebiliyor. Gelin, biraz açayım. Öncelikle, Yara’nın hikâyesi duygusal olarak etkileyici. Savaşın yerle bir ettiği bir ülkeden, Suriye’den İngiltere’ye, küçük bir kasabaya gelen bir mülteci. Ama daha otobüsten iner inmez, boynuna taktığı fotoğraf makinesiyle çık çık çık etraftakilerin fotoğraflarını çekmesi neyin nesi? Yeni bir ülkeye, hele ki mülteci olarak gelmişsin, daha ortama alışmadan bu kadar rahat ve “ben buradayım” tavırları biraz abartılı. Sanki klasik bir Ortadoğulu klişesi: Olduğundan fazla görünme çabası. Üstelik burası İngiltere, yani kültürel kodları bambaşka bir yer. Bir başka sahnede, Yara’nın yardım ettiği bir çocuğu eve bırakması var. Normalde ne yaparsın? Çocuğu kardeşin...

Köyümüzün Sürprizi: Nefis Bir Kahve Durağı Keşfettim!

  Mecidiyeköy’ün hareketli ara sokaklarında dolanırken, burnuma mis gibi bir kahve kokusu çarptı. “Bu koku da neyin nesi?” derken kendimi Roastry Cengiz Abay’ın kapısında buldum. Aradığım sadece bir kahve dükkânıydı, ama bulduğum çok daha fazlası! Kapıdan içeri adım atar atmaz, kocaman bir ahşap masa, raflarda dizili kutu kutu taze kahveler, fincanlar, kahve ekipmanları ve bir de çikolatalar… Sanki kahve severlerin cennetine düşmüştüm! Beni karşılayan Güzin Hanım’ın samimiyeti, daha ilk dakikada içimi ısıttı. Hani bazı insanlar vardır, tanır tanımaz sanki yıllardır dostmuşsunuz gibi hissettirir; işte Güzin Hanım tam öyle. Bir yandan mis gibi espresso ikram ediyor, bir yandan çikolatalardan tattırıyor, bir yandan da kahvenin inceliklerinden bahsediyor. Sohbet o kadar keyifli ki, saatlerce oturup konuşasım geldi! Ama burası bir kafe değil, kahve tutkunlarının uğrak noktası bir toptan satış yeri. Yine de bir kafeden çok daha fazlasını sunuyor, o kesin. Bu sıcak ve profesyonel ortamın ...