portekizde yaşam notlarına devam

    her zaman yemek içmek ve gezmek ile geçmiyor hayatımız tabii ki. antonio, kısaca a., dizinden ameliyat oldu. tabii bu süreç öncesi iki hafta raporluydu ve üç kez hastaneye gittik. 

böyle dan diye girdim konuya ama kafamdan geçen cümleleri yazıya dökmezsem rahatlayamıyorum. sorun yok, ameliyat olduğunda yanındaydım. sonraki iki günde de ama sonra zaten planlı dönüşüm vardı, bünyesi bir ayı gibi sağlam olan a. yı bırakıp döndüm. daha ilk günden koltuk değneklerini kabul etmeyip yürümeye başlayan adama ayı lakabını ben daha önceden takmıştım zaten de ama tescilli ayı oldun deyip gülüyordum. tabii hastane günlerinde portekizin özel hastanesini de görmüş oldum. 

en başa sarayım, eve çıkarken bi'gün koca ayağını yarım basmış merdivene bi çık sesi duydu ah etti ama ilk sıcaklıkla çok durmadı üstünde. sonrası şiş bir diz ve ağrılı günler. hadi hastaneden randevu alındı ( şirketi özel bir hastane ile anlaşmalı) gittik. doktor bakar bakmaz menisküs demiş ama sonrasında mr vs. hepsi çekildi o iki haftalık raporlu süreçte. bu arada türkçe diz demeyi öğrenmiş my diz my diz diye söylenip durdu günlerce. özel hastane için bir parantez açayım. hastanede su sebili var ve su ücretsiz. kahve makinasında ise espresso 40 sent, şişe su 50 cent minik kekler ve çikolatalar yine 50-60 sent olunca ulan elin memleketinde özel hastane bile insancıl benim istanbulda geçen sene çekap yaptırdığım özel hastanenin alt katında divan cafe vardı diye anımsamadan edemedim. operasyon günü kek ve su alıp başucuna koydum, gece acıkır diye. oda zaten otel odası gibiydi, havlusu vs. her şeyi vardı. yani kısacası portekiz avrupanın asgari ücreti en düşük olan ülkelerinden biri ama güvenli ülkeler sıralamasında ise 7. işte insana değer verdikleri, özel hastanede dahi insanı gözettikleri için böyle. uzun uzun yazarım bu konuda ama siz zaten biliyorsunuz her şeyi. hepimiz dışarı çıkıp gezip gören insanlarız. 

o süreçte uzun geziler yapamadık ama ovar gibi yakın kasabalara gidip benim çok sevdiğim bol soğanlı bifanalardan yedik. hatta sonra bir akşam aynı soğan sosu a. da yaptı. bayıla bayıla yedim tabii, bir nevi soğan kızartması ama bol baharatlı ve zeytinyağında. ekmeğin arasına bolca ondan ve koca bir parça et koyunca nefis bir öğün oluyor. 

portekiz mutfağında pirinç, patates, pazı, bacalhau / bakalau, balık, fasulye ve ekmek başat. ekmekleri çok lezzetli, mısır ekmeği hele! biraz lazlık var bunlarda ya da bizim lazlarda portekizlilik:) çünkü pazı doğruyorlar çorbaya ve mısır ekmeği ile bacalhau broa (broa mısır ekmeği demek) pişiriyorlar. hepsini seviyorum. 

sevmediğim yemediğim bir kaç şey var mutfaklarında; biri feijoada. bu yemek brezilyanın ya da onların bu umurumda değil açıkçası. hayvanın bütün her yerini kullanmak maksatlı domuzun kulak kuyruk  ayak gibi parçaları ve siyah fasulye ile pişirilen bir yemek, bana çok ağır geliyor bu yemek. a. ise  bir haftada üç kere her defasında gittiğimiz lokantalarda denk gelince kaçırmayayım diye yiyecek kadar seviyor. en son zulmira hanımın lokantasında ben şarapta pişmiş nefis dana eti yerken o yine feijoada söyledi. sebebi de şu, ben sevmediğim ve yemediğim için evde yapmıyor. bir diğer içmediğim çorbaları canja. o da tavuk ile ve o da feijoada mantığıyla işte tavuğun ayağı, ibibiği, taşlık boyun gibi parçaları ile yapılıyor. eksik kalsınlar yav bunları de yemeyivereyim yani. 

ama bunlar sorun olmuyor tabii ki, evde yemek yaptığımız zaman beni esas alıyor. dışarıda özgürüz. arroz de marisco (deniz ürünlü pilav) favorilerimden, sol douro öğle menüsünde çıkarıyor bazan ya da arroz de lulas  ( kalamarlı pilav ). galo yani horoz etli pilav da çok meşhur ve çok leziz, ama baştan yazayım bu pilavda horozun kanı kullanılıyor. ben bunu bilmeden yedim ilk, çok sevdim sonra bu bilgiyi öğrenince bunu aşamadım. en son sinyora olga'da söyleyince sormuşlar kan ister miyim diye, yok dedim a. ya. bilmeden olsa yerdim ama bu fikri aşamıyorum. aynı şeyi valadares'te rojoes yerken de yaşadım. tabak geldi, çeşitli sakatatlar ve kırmızı nar tanesi gibi kızartılmış minik şeyler de var. bu ne dedim a. ya, ye bakayım dedi yedim normal kıtır kıtır yağda kızarmış bişey ama ne, ''kan'' deyince usulca bıraktım tabağın kenarında. kanı nasıl kızarttınız lan! allah sizi bildiği gibi yapsın emi! 

mevzu yemek olunca çenem düşüyor, yine çok uzun oldu bu yazı. son bir bilgi verip bunu bitireyim. portekizin neresine giderseniz gidin en iyi yemekler köylerdeki lokantalarda yeniyor. dışarıdan bahsediyorum, yoksa tabii ki evlerde çok daha iyisi var. iki gün turistiz handan nasıl köy gezelim derseniz o zaman tren istasyonuna en yakın lokantaya oturun derim. hatta  kondüktörü takip edin:))) şaka lan şaka takip etmeyin insanları, istasyona en yakın lokantayı bulun zaten orada görürsünüz demiryolcuları. menüler günlük, fiyatlar makul, şaraplar bol, kahveler leziz, tatlılar ev yapımı. daha ne olsun. 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

serin başkaldırı: yaz tatiline meydan okuyan yolculuk

ranchero; şehrin meksikalısı

Hem Damağınıza Hem Dimağınıza Hitap Eden Tavsiyeler