valla ben evde kanepede sıcaktan bayılırken letonya’ya sırf serin havası için gittim. evde sıcaktan bunaldığımda hep “soğuk bi ülke olsa da ferahlasam” derken norveçe falan baktım çok pahalı, ama bu küçük baltık ülkesi nispeten ucuzdu. aldım bileti düştüm yola! ama sadece havası değil, insanlarının yer yer kabalığa falan sert halleri de şaşırttı beni. yani pazarı gezerken etlere bakıyorum mesela etiketten çözmeye çalışıyorum, tezgaha bakan yaşlı kadınların dil bilmesini geçtim bakışları sert:) almayıp geçince de kafalarını çeviriyorlar. yani letonlar bir portugal sıcaklığında değil canlarım:) ona göre gidip gitmemeye karar verin. ben bir daha gitmem mesela.
ama 20 gün serin serin köy köy kasaba kasaba ülkenin neredeyse yarısından fazlasını trenle gezdim; hadi gelin riga’dan cesis’e, sigulda’dan majori’ye, letonya’yı, bu serin macerayı birlikte turlayalım.
riga: letonya’nın kalbi, baltic’in en canlı şehri. vecriga’da art nouveau binalar, dar sokaklar, renkli pazarlar… ama dikkat: musluk suyu içilmiyor, şişe su şart. hava tam benim sevdiğim gibi serin, yazın bile ceket elden düşmüyor. yalnız, insanlar biraz sert, hatta yer yer kaba. güler yüz bekliyorsun, ama genelde ciddi bakışlarla karşılaşıyorsun. ilk başlarda yadırgadım, sonra alıştım, ama şunu anladım: ben hep isveç’te, norveç’te rahatça yaşarım sanırdım, hani soğuk ülke, sakin insanlar falan… ama letonya’daki bu ketum vibe, o hayalleri biraz sarstı. sanırım o kadar soğuk ülkede yaşayamazmışım, serin hava aşkı yetmiyormuş! yine de riga tertemiz, nehir kenarı yürüyüşleri ve yeşil parklar huzur dolu. yemekler çok lezzetli değil normal; biraları lezzetli, patates çok, sosis çok, bak bu ikisi her yerde lezzetli, özellikle istasyon lokantasında. esmer ekmekleri leziz. letonya o kadar küçük ki, 10 günde her yerini gezebilirsin. riga, bu turun merkezi. ben old townda güzel bir hostelde kaldım. meydana bakıyordu konserleri falan camdan izledik valla hiç kalabalığa karışmadan.
cesis: ortaçağdan fırlamış bir kasaba. kale kalıntıları, taş sokaklar, küçük kafeler… sakinlik arayanlar için birebir. etraftaki yeşilliklerde yürüyüş yap, kafa dinle. kalesini es geçmeyin, elinize mumlu bir fener veren ortaçağ kıyafeyli ablalar var, kemikten elişi taraklar yapan yine ortaçağ kıyafetli adamlar... enteresan bir kales,i var cesisin. mişlen yıldızlı kest lokantası. sevdim ben cesisi.
sigulda: en sevdiğim kasaba burası olabilir. gauja milli parkı’nda kano, bisiklet ya da yürüyüş… turaida kalesi’nin manzarası nefis. ki bu manzaraya bakıp şampanya bile içtim:) o da başka bir hikaye; kale ve içindeki kilise nikah için çok popülermiş. sonra da işte orada şampanya içmek. bir çift vardı ben gezerken benden toplu fotoğraflarını çekmemi rica etti genç bir kadın, hani hep fotoda olamayan kişi vardır ya hah işte o:) çektim fotoğraflarını. sonra da şampanya içtik:) o köyde bir kaç gün kalınabilirdi ama oteller pahalı, hostelin olduğu köy çok yukarıda ve tek kafesi olan bir köy olunca sıkılırım deyip kalmadım.
tukumski: çiçekli bahçeler, sakin bir kasaba. hayat burada çok yavaş, yemek yiyip turluyorsun, iki saatte bitiyor:)
majori: jurmala bölgesinde en züppe insanlara sahip kasaba diyebilirim! kafeye giriyorsun merhaba diyorsun yanıt vermiyor kadın; ben de bişye içmeden çıktım. aaaaa! sevmedim burayı ama dönerken bir şarap barda prosecco yuvarlayınca biraz keyfim yerine geldi. gereksiz, zengin letonların yaşadığı bir sahil bölgesi. gitmeseniz de olur. hatta gitmeyin daha iyi.
vecaki: bak burası da jurmala’da ve daha sakin bir sahil. çam ağaçları, deniz, piknik havası. kalabalıktan uzak, tam kafa dinlemelik. otel yok. günübirlik gidip gelmelik. santanın cafesinde bira içilir. biraz yürüyüş biraz güneşlenme... yalnız ben hiç plaj insanı olmadığımdan mayomu götürdüm ama öyle üşendim ki hiç giyip deniz kenarında yatmadım. e tabii bunda tatilin yarısında yağmur yağmış olmasının da etkisi var. serin serin gezmek daha çok işime geldi.
mühim uyarı: rahat değil çok rahat bir ayakkabı ile gidin. eski şehir arnavut kaldırımı ve taşlık. mahvediyor ayakları!
devam edecek.
Yorumlar
Yorum Gönder