kısa kısa portodan estambyla
İşte yine döndüm! Portekiz’den İstanbul’a uzanan bir yolculuğun ardından evimdeyim ve size kısa kısa hem Porto’dan hem de İstanbul’dan izlenimlerimi anlatmak istiyorum. Biraz lezzetli yemeklerden, biraz günlük hayattan, bir tutam film önerisinden ve tabii ki şehirlerin değişen hallerinden bahsedeceğim. Buyurun, başlıyoruz!
Portekiz'den yeni döndüm biliyorsunuz ve son hafta portoda kalırken şunu net bir şekilde fark ettim: Artık burada pek iyi yemek yok. Turistik bölgelerden uzak lokantalarda bile kalite gözle görülür şekilde düşmüş. Portekiz’de kaldığım süre boyunca köylerdeki lokantaları deneyimleme şansım oldu ve açıkçası, Porto’daki yerlerden katbekat iyiydiler. Turist sayısının artmasıyla birlikte kalitenin düşmesi gerçekten üzücü bir gerçek. Mesela Aveiro ve Agueda kasabalarında, hatta aralarındaki köylerde –örneğin Forteleza adlı köy lokantasında– harika yemekler yedim. Yemekler günlük hazırlanıyor, fiyatlar son derece makul, salatalar taptaze, tatlılar lezzetli. Servis abartılı ya da süslü değil, ama yediğin yemek o kadar güzel ki başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsun. Porto ise adeta bir düşüşe geçmiş; üstelik bahsettiğim bu kasabalara kıyasla fiyatlar neredeyse iki katı!
***
Döndüğümde ise biraz sağlık problemleriyle uğraşmak zorunda kaldım a dostlar!. Yol yorgunluğu mu, uçak korkusu mu yoksa havanın değişimi mi bilmiyorum, ama kendimi bir süre evde dinlenirken buldum. Bu hafta fazla dışarı çıkmadım, daha çok kendime vakit ayırdım. Öğle uykularına uyudum, biraz kitap okudum ve tabii ki birkaç film izledim. Aslında bu sakin günler bana iyi geldi diyebilirim; bazen durup nefes almak gerektiğini hatırlatıyor hayat. Film izlemek de bu dinlenme sürecinin en keyifli kısımlarından biri oldu.
Son zamanlarda izlediğim en iyi film kesinlikle As Good As It Gets oldu. Bu film tam bir battaniye&kahve filmi; insanı hem gülümsetiyor hem de içini ısıtıyor. Replikler o kadar harika ki, bazılarını not alasım geldi! Jack Nicholson ve Helen Hunt arasındaki kimya müthiş. Hikaye, huysuz bir yazarın komşusu ve bir garsonla kurduğu beklenmedik bağı anlatıyor. Çok tekniğe girmeden söyleyeyim, film hem komik hem de dokunaklı; tam bugünün ruh haline uygun bir seçim. Eğer henüz izlemediyseniz, bir akşamınızı buna ayırmanızı tavsiye ederim. Filmden bir replik bırakayım buraya;
'' Sen hazır olmama yaşını geçtin, ben de görmezden gelme yaşını çoktan geçtim.''
ahahah süper değil mi? bunu A.ya söyleyeceğim.
Günlük hayata dönünce ise İstanbul’un hızına yetişmek her zamanki gibi zor. Şehir sürekli değişiyor; sokaklar, binalar, insanlar... Sanki her gün başka bir İstanbul’a uyanıyorum. Ama asıl şaşırtıcı olan şu: Şu sıralar İstanbul, Portekiz’den bile pahalı olmaya başladı! Porto’da turist artışı kaliteyi düşürdü dedim ya, burada da fiyatlar alıp başını gidiyor ama karşılığında ne aldığımız tartışılır. Yine de bu şehrin kaosu bile kendine has bir çekicilik taşıyor; sanırım İstanbul’u bu yüzden bırakamıyorum.
Bom Dia
Yorumlar
Yorum Gönder